NATO'nun 76. yıl dönümü: İttifakın geleceği ne olacak?

Yeni Trump yönetiminin söylem ve politikaları, ABD'nin Avrupa'yı savunma taahhüdüne olan güveni sarsmış görünüyor. Yapılan son bir ankete göre, Avrupalıların çoğunluğu Trump'ı artık Avrupa'nın müttefikinden çok "düşmanı" olarak görüyor

İstanbul

Avrupa Birliği Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü (EUISS) Araştırmacısı Dr. Giuseppe Spatafora, 4 Nisan 2025, NATO'nun kuruluşunun 76. yıl dönümünde, Trump'ın yeni döneminin NATO üzerindeki etkilerini AA Analiz için kaleme aldı.

***

4 Nisan 2024'te, NATO'nun kuruluşunun 75. yıl dönümü kutlandı. 1949'da imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması'nın yıldönümünde atmosfer oldukça iyimserdi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un ifadesiyle, Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, "beyin ölümü gerçekleşmiş NATO'yu" yeniden canlandırmış [1], Finlandiya ve İsveç'in NATO'ya katılması da ittifakın kuzey kanadını önemli ölçüde güçlendirmişti. ABD Kongresi'nin Ukrayna'ya verilecek yeni yardım paketini askıya almasına ve o dönem başkan adayı olan, şimdiki ABD Başkanı Donald Trump'ın seçim kampanyasında ABD'nin "bedavacı" olarak tanımladığı müttefiklere karşı taahhütlerini sorgulamasına rağmen, NATO "Trump'a karşı dayanıklı" görünüyordu. Yaz aylarında Washington'da düzenlenen zirvede müttefikler transatlantik birliği yeniden teyit etti ve Ukrayna'ya yardımları koordine edecek yeni bir NATO komutanlığı, Almanya'nın Wiesbaden kentindeki ABD üssünde faaliyete geçti [2].

Ancak yalnızca bir yıl sonra, 4 Nisan 2025'te, her şey tamamen değişmiş durumda. Yeni Trump yönetiminin söylem ve politikaları, ABD'nin Avrupa'yı savunma taahhüdüne olan güveni sarsmış görünüyor. Yapılan son bir ankete göre, Avrupalıların çoğunluğu Trump'ı artık Avrupa'nın müttefikinden çok "düşmanı" olarak görüyor [3]. Avrupa'nın ABD desteği olmadan kendi güvenliğini sağlama ihtimali gündeme gelmiş durumda. NATO'nun geleceği ise belirsizleşiyor.

Transatlantik çatlaklar derinleşiyor

Göreve başladıktan birkaç hafta sonra Trump, ABD'nin Ukrayna politikasını tamamen değiştirdi ve Rusya ile görüşmelere başladı. Bu görüşmelerde ise Kremlin'in taleplerinin çoğunu kabul etti ve Ukrayna’yı müzakereye zorlamak için, sağladığı yardım ve istihbaratı bir hafta süreyle kesti. Şimdi Ukrayna ya kendisi için olumsuz koşullar içeren bir ateşkes anlaşmasını imzalayacak ya da ABD desteğini tamamen kaybedecek.

Ukrayna'dan farklı olarak, diğer Avrupa ülkeleri ABD'ye NATO Antlaşması'nın 5. maddesi ile bağlı ve bir üyeye yapılan saldırı tüm ittifaka yapılmış sayılıyor. Ancak artık karşılıklı anlaşmalara yönelik güven sarsılmış durumda ve Avrupalıların aklında tek bir soru var: "Acaba sıradaki biz miyiz?" Trump ve ekibi geleneksel NATO müttefiklerini açıkça eleştirerek onları "bedavacı" ve sürekli "kurtarılması gereken" ülkeler olarak tanımlıyor [4]. ABD'nin NATO'ya olan taahhüdü artık savunma harcamalarının artırılması veya ABD lehine ticaret politikalarının benimsenmesi gibi şartlara bağlanabilir. Böylece savunma, artık müttefiklerin satın almak zorunda kaldığı bir "ürün" haline dönüşebilir.

ABD'nin bazı talepleri aslında savunma harcaması yükünün paylaşımı ilkesinin daha gelişmiş bir versiyonu olarak yorumlanabilir. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth'e göre, ülkesi, Çin ve iç güvenlik gibi konulara odaklanırken, Avrupa kendi kıtasındaki geleneksel caydırıcılığın sorumluluğunu üstlenmeli [5]. Bu yük paylaşımı fikri aslında önceki ABD yönetimlerinin de desteklediği uzun vadeli bir trend. Diğer müttefikler, savunma harcamalarını artırarak ve NATO içinde daha fazla sorumluluk alarak bu hedefe destek verebilir.

Fakat ABD'nin bu taleplerini, Trump yönetiminin söylemlerinde yer alan diğer tehditkar unsurlardan ayırmak zor. Trump'ın Grönland (Danimarka toprağı) ve Kanada'yı ilhak etmekle ilgili sürekli dile getirdiği iddialar, ABD’nin en yakın müttefiklerinin toprak bütünlüğüne yönelik doğrudan tehdit oluşturuyor. ABD'nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un "Rusya Avrupa için tehdit değil" açıklaması ve Washington'un Kremlin'e yönelik siber saldırı operasyonlarını durdurmayı ve yaptırımları kaldırmayı düşündüğüne dair belirtiler, ABD'nin savunmasız durumdaki Avrupalı müttefikleri korumak yerine Putin’le Avrupa’nın aleyhine bir uzlaşma yoluna gidebileceğini düşündürüyor [6].

Tüm bu gelişmeler NATO'nun caydırıcılık gücüne zarar veriyor. ABD'nin Avrupa'yı terk etmek gibi açık bir niyeti olmasa bile, Rusya gibi rakipler bu güvensizlik ortamını NATO'yu daha da zayıflatmak için kullanabilir. NATO’nun stratejik konsepti, transatlantik bağı caydırıcılığın temel unsuru olarak vurguluyor [7]. Bugün bu temel ciddi biçimde çatırdıyor.

- NATO'nun geleceği ne olacak?

NATO sadece siyasi bir ittifak değil; aynı zamanda 32 ülke ordusunu kapsayan, birbiriyle entegre bir askeri yapılanma. Başka hiçbir ittifak, NATO'nun sahip olduğu seviyede kurumsallaşmış değil. Müttefikler savunma planlarını birlikte oluşturuyor, kuvvet yapılarını birlikte geliştiriyor ve ortak komuta altında eğitim ve tatbikatlar yapıyorlar. NATO'nun komuta yapısı her ne kadar ABD'ye (üsler, lojistik destek ve SACEUR gibi önemli komutanlık pozisyonları açısından) yoğun şekilde bağlı olsa da, Avrupa orduları da bu sistem içinde oldukça bütünleşik durumda [8].

NATO'nun varlığını sürdürebilmesi için yapılabilecek en iyi şey, ittifakı ABD'ye daha az bağımlı hale getirmek. Avrupa ülkeleri ve Kanada, savunma yükünün daha büyük kısmını üstlenerek ve zamanla ABD’ye bağımlı unsurların yerini alabilecek Avrupa merkezli savunma kapasiteleri geliştirerek, ciddi yatırımlar ve siyasi kararlılık ile birlikte bunu başarabilir. Avrupa Komisyonu tarafından başlatılan ReArm Europe – Readiness 2030 girişimi, yaklaşık 800 milyar avroluk bir kaynak yaratarak, Avrupa ülkelerine kendi savunma kapasitelerini artırma ve güçlü bir caydırıcılık oluşturma fırsatı sunuyor [9].

Ancak bu girişimler de bütün sorunları çözemeyebilir. Eğer Trump gerçekten NATO'yu parçalamak isterse –taviz almak ya da Avrupa güvenliğiyle ilgilenmediği için– bunu yapma kapasitesine sahip. 2023 yılında Kongre tarafından kabul edilen, NATO'dan çekilmeyi Senato ya da Kongre kararına bağlayan yasa, ABD başkanının NATO'dan tek taraflı olarak çekilmesini zorlaştırıyor [10]. Ancak Trump, ittifak içinde kalarak ve bazı müttefiklerle çatışma yaşayarak NATO'nun işleyişini ciddi şekilde engelleyebilir.

Bu senaryo belki en yüksek ihtimal olmayabilir, ama artık imkansız da değil. Avrupa ülkeleri ve Kanada'nın, NATO'yu kurtarmak ve kendi güvenliklerini sağlamak için bir acil durum planına ihtiyaçları var./AA